Burası Milano değil


Carlo Alberto Pregnolato. Nam-ı diğer Charlie. 42 yaşında. Milano’da, Corso Como’da yaşıyor ancak ruhu buralı. Yay burcu. Favori rengi gri. Oliviero Toscani ile başlayan moda kariyerine İtalya’nın gurur duyduğu tüm prestijli modaevlerinin styling’ini sığdırmış ama sahip olduğu tüm etiketlere rağmen tevazuyu elden bırakmamış bir kişi. Gerçek bir jean insanı. Mavi’nin yeni reklam kampanyasında styling, ona ait. Zaten kendisi, tüm değerli eşyalarını bir valize sığdırıp yedi tepeli bu şehre aniden taşınabilecek, olası bir İstanbullu. İşte bu yüzden aşağıdaki satırlar çokça moda, az biraz Milano, dibine kadar İstanbul!

Yazarın notu: Bu röportajın bir kısmı hızlı adımlarla sokaklarda, bir kısmı ise keyifli bir öğle yemeği esnasında yapılmıştır. Reklam filmini ise çok yakında ekranda görmeye başlayacaksınız.
Şu an hangi sokakta yürüdüğümüzü, nerede olduğumuzu biliyor musunuz?
Elbette. Nişantaşı’ndayız. Birazdan Beymen’e geleceğiz ama House Cafe ondan önce. Apti sokağı… Değil mi?
Abdi İpekçi. İstanbul’u bu kadar iyi biliyorsunuz çünkü…
6 yıldır sürekli gelip gidiyorum; Pera, ikinci evim. Galata, Bebek, Nişantaşı, favori adreslerim. Mavi ile işbirliğim başladığından beri yarı İstanbullu sayıyorum kendimi.
‘Burası İstanbul’ diyecek kadar mı?
 ‘Eğer ruhun İstanbullu ise, İstanbul her yerde. Özgürsün. Nasıl hissediyorsan öyle giyin. Nasıl hissediyorsan öyle yaşa. Kıyafeti güzelleştiren, kişilik ve hayat değil midir? Reklam filminde çocuk evden çıkarken annesi, ‘neden bunu giydin?’ diye sorunca, çocuk dönüp ‘anne, burası İstanbul. ‘ diyor. Ben de o reklam filminin bir parçasıyım aslında. İstanbul, bana göre de özgürlüğü ve kendine güveni simgeliyor. Bir kod aslında…
burasi-milano-degil
Bir kod olarak değil de bir şehir olarak baktığınızda…
Gerçek bir metropol. Güzellikleri dışa yansıyan insanlarla dolu, süper seksi, baharat ve parfüm kokan, muhteşem bir şehir.
Siz de İstanbulluları moda anlamında, tahmininden çok daha ileride bulanlardan mısınız?
Gerçekten de öyleyim. Ne klişe değil mi! Eminim bu durumdan artık sıkılmışsınızdır ama diğerlerinden farklı olarak şöyle bir gözlemde bulunuyorum ben; İstanbul kadını kendisini, güç ve kadınsılık arasında bir tercih yapmak zorunda hissetmiyor. Milanolu kadınlar daha agresif ve daha maskülen görünmeyi amaçlar. En azından yeni jenerasyon böyle yapıyor. Burada ise gücü ve başarısını feminenliğinden ödün vermeden taşıyabilen kadınlarla karşılaşıyorum. Bence çok heyecan verici.
Erkekler?
Onlar, Milanolu hemcinslerinin aksine oldukça sıkıcı ve maçolar burada. Bununla ilgili ne yapabiliriz acaba? (Kocaman bir kahkaha patlatıyor)
burasi-milano-degil
Corso Como, Milano’da modanın kalbinin attığı yer. Corso Como 10, bir moda mabedi olarak kabul edilebilir mi sizce de?
Milano’daki favori adresim! İstanbul’da çoğu büyük mağazanın daha az İstanbullu daha çok İngiliz ya da Amerikan ruhlu olduğunu fark ettim. Şehre daha iyi bakmalı, onun esansını içine sindirmeli bu tip yerler. Corso Como 10, modern-orientalist konseptine rağmen, son derece Milanoludur. Sahibi Franca Sozzani, Vogue İtalia’nın Genel Yayın Yönetmeni, Marakeş ve Fas’a ne derece tutkunsa teknolojiye de o derece tutkundur. Gerçek bir Milanolu olduğunu söylememe gerek var mı? İşte Corso Como 10 de tüm bunların birleşimidir. Benim İstanbul’da görmek istediğim şey de bu. Zanaatkarlar, genç tasarımcılar, yabancı markalar… Hepsi bir yerde. Hepsi İstanbul’un aurasında toplanmış. Harika olmaz mıydı?
Milano’daki diğer moda duraklarınızı da merak ediyorum aslında…
Aklıma ilk gelen yer Biffi. Aklım yemeğe çalışıyor benim! Gerçek bir Dior Homme bağımlısı olduğumu itiraf etmeliyim. Ayakkabıda La Vetrina Di Berri ve Vierre. İngiliz ayakkabılarını da seviyorum. Church’s  giyen bir erkekten daha klasik ve hoş ne olabilir? Jean altına el yapımı mokasen ayakkabı giymek gerçek bir İtalyan’ın imzası sayılır.
Sürekli giymenin yanı sıra, taşıdığı anlam itibariyle de bir ‘jean insanı’ mısınız?
 Jean en sevdiğim üniformam. Diğer insanlarla eşit şartlarda yarışırsan, onlardan farkını daha iyi sergileyebilirsin. Jean de bu işe yarıyor bence. İngiliz mokasenleri, kaşmir bir kazak, tam kıvamında eskimiş bir jean pantolonla ömrümü geçirebilirim. Kışın beyaz jean giyerim.  Jean’in ardındaki o bahsettiğiniz felsefe de hoşuma gidiyor. Umursamazlık, rahatlık, kendinin farkında olmama hali… Şık bir davete jean ile gitmekten bahsetmiyorum, o sadece kabalık olurdu.
Ünlü markalarla çalışan bir stylist, zaman zaman modaya karşı durmayı tercih edebilir mi?
Moda daha seçici, daha snob, daha sınırlı bir alan. Tasarım ise herkese açık. Davetkar. Moda haftalarında sokaklarda oluşan kuyruklar görürsünüz, kadınlar stilettolarının üzerinde, kendilerini ağlamamak için zor tutar çünkü saatlerdir ünlü bir modaevinin son kreasyonlarını görebilmek için ayakta bekliyorlardır. Tasarımla ilgili faaliyetler ise sokaklara taşar; müziğe, yemeğe, sohbete, birlikteliğe dönüşür. Tüm şehir davetlidir ve kim olduğun önemli değildir. Her ne kadar işim tasarımdan çok modayla olsa da, ben yine de tasarım yanlısıyım.
burasi-milano-degil
Aynı zamanda ayakkabı tasarlıyorsunuz. İşe neden ayaklardan başladınız?
Aksesuar her şeydir. Ayakkabı ise aksesuardan öte bir şeydir. Kötü bir kıyafeti güzel bir ayakkabının kurtarması mümkün olabilir ama kötü bir ayakkabı için yapılabilecek hiçbir şey yoktur.
Hiçbir şey mi?
Birkaç numaram var elbette. (Bir kahkaha daha)
Osmanlı kıyafetlerinin ilginizi çektiğini biliyorum. Aynı durum çarıklar için de geçerli mi?
Evet!
Ayağınızdaki ayakkabılar sizin tasarımınız mı?
Oluşum süreçlerine ben de katıldım, bana özel bir hediye olarak tasarlandılar.
İstanbul’da hangi parkur onları mest etti?
Galata-Pera arası. Arnavut kaldırımları, ara sokaklar, taze meyve satan arabalar, Kızılderililer! Otantik butikler, geceleri vitrinlerdeki avizelerle aydınlanan o muhteşem bölge!
Son soru gelecekle ilgili olsun. Eminim rafa dizilmiş projeler vardır.
Şu an bir ayakkabı koleksiyonu hazırlıyorum. Yeni bir moda dergisi/gazetesi var bir de projelerim arasında. Amerikalı bir sanat direktörü ile çalışacağım. Evi olmayan, gezgin bir proje. New York ve Milano’dan satın alınabilecek. Etrafımdaki insanların, arkadaşlarımın işlerine yer vermek istiyorum; sektörel bir dergi olmayacak, 360 derece açık olacak. Ben de dahil olmak üzere kimseye ödeme yapılmayacak, çok şık bir hayır işi gibi düşünün. Şimdiden anlaştığımız birkaç fotoğrafçı var, çoğu da kendilerine moda fotoğrafçısından ziyade sanatçı dedirtecek kadar yetenekli insanlar.  Süper modeller de olacak içeride. Eski reçeteler ve yepyeni bir yayıncılık formülü. Hayalimdeki karışım bu.
İstanbul’dan da rahatlıkla yürütülebilecek bir iş gibi geldi bana…
Yoldan çıkarmaya çalışmak diye buna derim! Bana kalsa yarın gelirim.

12 // 09 // 2009

İsim (gerekli) :
E-posta (gerekli):
YORUM: