Seda Yılmaz’la tanışın
Çünkü kendisi gerçekten de tanışılası bir insan: Kalplere, puanlara, fiyonklara düşkün, kelimelerle arası son derece iyi olan, kendi çizgisini kendi yaratan ve bu çizginin zaman zaman zikzaklara dönüşmesine pek de aldırış etmeyen, hatta öyle olmasını biraz da tercih eden bir moda yazarı. Bir blogger… Bread&Butter’ın leziz yemeklerini afiyetle mideye indirirken ve kış güneşinin tadını çıkartırken ona sormadan edemedik: Bugün…
Ne yedin?
Yoğurt, ananas ve yulaf.
Ne giydin?
Siyah balıkçı yaka kazak, gri etek, kırmızı mus çorap, mavi renkli, kırmızı fiyongu olan bot.
Ne gördün?
Karamsar bir günümdeyim. Gördüklerim son sürat geçip gitti gözlerimin önünden.



Ne okudun?
Dün sabahtan akşama kadar gazete okudum. Gazetelerden parçaları yırtıp çalışma masamın üzerinde biriktirdim. Bugün teyzemden ve Sernaz’dan gelen mailleri okudum.
Ne dinledin?
Placebo. Genelde Jazz’la açarım gözlerimi. Bugün nedense çok depresif şarkılarla başladı günüm. Geri kalanında bu havayı dağıtacak şarkılar bulmalıyım. Ah aklıma geldi! Az önce de Little Dragon’dan ‘No Love’ dinledim.
Ve (bugün) yeşil oje sürmüşsün…
Yeşil ojemi Londra’daki en bayıldığım mağazalardan biri olan Urban Outfitters’dan aldım. Annem yeşil tırnaklarımdan nefret ediyor. Bense tırnaklarım yeşil doğmuşum gibi hissediyorum. Yeşil ojeli parmaklarımı gördükçe karamsarlığımdan kurtulabileceğimi hissediyorum. Cuma gecesi dışarı çıkacağım için sürmüştüm aslında. Dışarı çıktığımda ben pek eğlenmedim ama belki parmaklarım eğlenmiştir. Kim bilir…